The Good, The Bad, The Weird (2008)

Haziran 26, 2009 at 1:12 am (Film Tanıtımları)

The Good, The Bad, The Weird

The Good, The Bad, The Weird

Filmin adı: The Good, the Bad, the Weird; Joheunnom nabbeunnom isanghannom
Yönetmen: Ji-woon Kim
Yazan: Ji-woon Kim, Min-suk Kim
Oyuncular: Kang-ho Song, Byung-hun Lee, Woo-sung Jung, Ryoo Seung-soo, Yoon Je-moon
Tür: Western, Macera
Yıl: 2008
Süre: 139 dakika
Ülke: Güney Kore
IMDB id: 0901487

Evet, evet. Bu filmi hepimiz bir yerlerden hatırlıyoruz. En azından anımsıyoruz. Aklımızda hemen, elinde altı patları olan kovboylar, vahşi batı çölleri, atlar, salonlar, düellolar ve uçuşan çalı çırpılar gibi görüntüler oluşmaya başlıyor. Fakat bu sefer filmimiz Sergio Leone başyapıtı olan The Good, The Bad and The Ugly (İyi, Kötü ve Çirkin) değil. Filmimiz uzakdoğunun kendine has sinema endüstrisi oluşturmuş olan Güney Kore’den geliyor. Hem de ne gelmek. Ji-woon Kim imzası taşıyan film saygı duyduğu ve esinlendiği filmin beklendiği gibi gölgesinde kalmayarak büyük bir başarıya imza atıyor. Peki İyi, Kötü ve GARİP nedir? Gelin beraber bakalım.

Şu ana kadar uzakdoğudan spaghetti western havasında çeşitli vahşi batı filmleri çekildi. Fakat bunların çoğu başarısız ve anlamsız prodüksiyonlar olarak tarihe karışmışlardı. Geçtiğimiz 2 yılda ise uzakdoğunun kendini dünyaya kanıtlamış iki büyük dev yönetmeni sayesinde işler biraz değişti. Bunlardan ilki, artık Japonya sineması denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Takashi Miike’nin “Sukiyaki Western Django”su. Diğeri ise yazımızın asıl konusu olan “The Good, The Bad, The Weird”.

“Sukiyaki Western Django” katana ve altıpatları aynı kefeye koyan, quentin tarantino’ya konuk oyuncu kimliği kazandıran çok eğlenceli bir filmdi. Film Takashi Miike’nin belki de yurt dışında en çok konuşulan filmlerinden biri oldu. Fakat “The Good, The Bad, The Weird” daha çok bağımsız sinema severlere hitap eden yapısıyla o kadar çok sevildi ki geçen sene bir çok festivalin en çok konuşulan filmlerinden biri oldu. Sadece konuşulmakla kalmadı tabi, iki tane de şahane ödül kaptı. Bizler ise sadece İF’te izleme şansını bulabilenlerdendik.

the-good-the-bad-the-weird-20081127042500861_640w.gif

Filmin epey eğlenceli konusuna gelecek olursak… 1930 Mançurya’sı epey karışık bir bölgedir. Rusya, Çin, Japonya ve Kore gibi dört devletin elini uzattığı ve her birinin kendine doğru çekmeye çalıştığı bir bölge olan Mançurya’da başlar hikayemiz. Her şey bir japon bankası yetkilisinin ellerinde bulunmakta olan haritayla başlar. Daha sonra ise, onu ele geçirmek için kiralanmış bir haydut (The Bad), haydutun haritayı ele geçirmesini engellemek isteyen japon ordusunun yardım istediği bir silahşör (The Good) ve hiç bir şeyden habersiz, sadece soygun yapmak için trende bulunan (The Weird) etrafında gelişir bütün olaylar.

Filmden maksimum zevk alabilmeniz için hikayeye çok kısaca değinmeye özen gösterdim. Zira film, her saniyesiyle sizleri memnun ediyor. Bu nedenle okumanız ya da dinlemeniz değil, bizzat izlemeniz lazım. Açıkçası bir çok uzakdoğu filmini sevmeme rağmen her önüme gelene tavsiye etmem fakat, The Good, The Bad, The Weird son zamanlarda bu kuralı benim için bozan tek film diyebilirim.

The Good, The Bad, The Weird sanıların aksine The Good, The Bad and The Ugly’yi taklit etmeye çalışan bir film değil. Hem bazı unsurların, hem karakterlerin, hem de bazı olayların (Spoiler vermekten kaçınmaaak) benzeşmesi ve tabiki bunun bariz bir şekilde filmin adına yansıması Sergio Leone’nin eserine büyük bir saygı duruşu aslında. Yönetmen Ji-woon Kim’de esinlendiği filmi hiç bir şekilde saklamayarak ne yaptığını ortaya koymuş. Filmde bir çok yerde The Good, The Bad and The Ugly’ye yapılan göndermeleri yakalayabilirsiniz (Ghost Town yerine Ghost Market olması?). Tabi ki yönetmenin kendi tarzıyla ve güney kore filmlerinin o kendine has havasıyla.

good_bad_weird_18a
Filmde son zamanlar gördüğüm en gerçekçi efektler kullanılmış. İşin aslı genelde düşük bütçeli filmlerin yanında The Good, The Bad, The Weird’a epey para akıtıldığı belli oluyor. Görselliğin her yönden bu kadar güzel olması da Hollywood seyircisini çekiyor tabi. İşin aslı güzel bir satış stratejisinde yatsa da, görüntü yönetmenini takdir etmek gerek. Patlamalar, kırılan camlar, savaş alanına dönen çöller… Film sizi temposu hiç düşmeyen sahneleriyle bilgisayar başındaki ufak ekrandan izlerken bile hayran bırakabiliyor. Tabi her şeyin bu kadar güzel görünmesinde muhteşem bir şekilde  kullanılan kamera açıları da rol oynamakta. Yönetmenin hem dinemik hem de akıcı kamera açıları, sahneleri çoğu zaman kesintiye uğratmadan size sunmakta. Sonuç olarak film görsel açıdan sizi tam puanla tatmin etmeyi başarıyor.

Şunu yazarken bile büyük bir zevkle dinlediğim müziklerden bahsetmeye gerek bile duymuyorum. Uzun zamandır bu kadar çeşitlilik içeren, hiç bir parça diğerinin kopyası olmayan ve filmden bağımsız halde dinlendiğinde bile bu kadar zevk veren film müzikleri dinlememiştim. Buradan bestekar Dalparan ve Yeong-gyu Jang’ı tebrik etmek istiyorum. Ayrıca film müziklerinde büyük de bir sürpriz var. Quentin Tarantino’nun da Kill Bill Vol.1′da kullandığı “Don`t Let Me Be Misunderstood” adlı parça en beklemediğiniz noktada öyle bir güzel giriyor ki, bir uzakdoğu filminde bu bildik ve tanıdık tınıyı duymak sizi mutlu ediyor.

the-good-the-bad-the-weird-20081127042449658_640w.gif

Güney Kore genelde oyuncu kıtlığı yaşamayan ve başarılı oyuncularla dolu bir ülke. Fakat, artık bu ayıptır! Güney Kore sinemasının artık oyunculuk tecrübesi her şeyini aşan bir oyuncusunun yanında iki tane de son yılların en takdir edilen yüzlerini görmek gerçekten acımasız (Diğer kore filmleri açısından tabi XD). Daha önce de Ji-woon Kim’in en sevilen filmlerinden biri olan “A Bittersweet Life’da oynamış olan Byung-hun Lee (The Bad) ile The Restless ile büyük bir çıkış yakalamış olan Woo-sung Jung (The Good) filmdeki genç kızların hayran ikonu sıfatını hakederek, karizma kontenjanını dolduruyorlar. Fakat The Weird’i oynayan Kang-ho Song yılların verdiği oyunculuk tecrübesiyle yine kendini ortaya koyuyor. Bir çok noktada sahneyi tek başına dolduran oyuncuyu The Weird rolünde izlemek gerçekten keyif verici. Kendisini daha önceden İntikam üçlemesini ilk ve üçüncü filmleri olan “Sympathy for Mr. Vengeance” ve “Sympathy for Lady Vengeance”de izlemiş ve performansına hayran kalmıştık zaten. Fakat, Song bu filmde biraz uçmuş. Şahane olmuş tabi. :D

The Good, The Bad, The Weird gerçekten herkese gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğim bir film. Uzakdoğu sineması seven sevmeyen, western seven sevmeyen herkesin izleyip eğlenebileceği tarzdan bir film olmuş. Görsel yönüyle, hikayesiyle, oyunculuğuyla, müziğiyle, ıtıyla ve bıkıyla tamı tamına dört dörtlük bir film olmuş. Ben ise Güney Kore sinemasının önüme mütemadiyen böyle muhteşem filmler çıkartmasından kelli bir mutlu oluyorum. Artık uzakdoğu sinema sevgimi yavaş yavaş japonya’dan kore’ye kaydırdığımı saklayacak halim yok tabi.

Son diyeceğim şudur ki: Bu filmi mutlaka izleyin millet. Gerçekten pişman olmazsınız…

“İşte, tren biletleriniz de burada!”
“Haydutlar bilet kullanmazlar. Treni durduracağız!”

—— Ninja’nın Notu: 10/10

1432_2

2 Yorum

  1. occultsearcher demiş ki,

    Oha lan şahane görünüyo ki. Ben izlerim bunu valla…

    • wuroldar demiş ki,

      Valla hakikaten epik. Muhteşem bir film resmen…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.